24 03 2011

2011Ö Duygu Asena Ödülü Nevin Berktaş'a

2011Ö Duygu Asena Ödülü Nevin Berktaş'a

Dünya Yazarlar Birliği PEN'in Türkiye Merkezi Yönetim Kurulu, 2011 PEN Duygu Asena Ödülü'nü emek ve insan hakları savunucusu yazar Nevin Berktaş'a verdiğini açıkladı.

Cumhuriyet Haber Portalı

İstanbul - Nevin Berktaş 5 yıl 8 ayı “hesap hatası ile fazladan” olmak üzere 22 yıl hapiste kalmıştı. 2007 yılında tahliye olduktan üç yıl sonra, 3 Kasım 2010 tarihinde, bu kez içeride yazdığı 12 Eylül zindanlarında yaşadıklarını ve tanık olduğu işkence ve zulmü dile getirdiği “İnancın Sınandığı Zor Mekânlar: HÜCRELER” adlı kitabından dolayı yeniden tutuklandı, yayınevi sahibine para cezası, Nevin Berktaş’a ise 10 ay hapis cezası verildi. Avukatları yazarın haksız yere yattığı yılları göstererek, bu yeni cezanın devletin yurttaşa borcuna mahsuben infaz edilmemesini talep etmesine rağmen Nevin Berktaş aylardır Bakırköy Kadın Hapishanesi’nde tutuluyor.

PEN Türkiye Merkezi Bektaş’ın yaşadıklarını özetleyen açıklamasında;

“Dünya Yazarlar Birliği PEN gerek Türkiye Merkezi, gerek Almanya Merkezi ve gerekse Uluslararası Yönetimi ile Nevin Berktaş’ın yanında yer aldığını defalarca vurgulamıştır. Nitekim Hapisteki Yazarlar Komitemiz şubatta PEN Almanya’yı temsilen gelen yazarlar ile birlikte Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde bir basın toplantısı düzenlemiş, Berktaş’ın durumuna dikkat çekmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Nevin Berktaş’ı aklamış, Türkiye’yi 15 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.

Her ödül gibi bu ödül de temelde bir şükran ifadesidir. 2011 PEN Duygu Asena Ödülü’nü değerli yurttaş ve yazarımız Nevin Berktaş’a kişilikli ve güler yüzlü mücadelesine saygıyla sunuyoruz.

Türkiye PEN Kulübü’nün 2011 PEN Duygu Asena Ödülü’nü kazanan Nevin Berktaş böylece PEN Onur Üyesi olmuş, Dünya Yazarlar Birliği Türkiye Merkezi’ne güç katmıştır.  Birlikte güzel şeyler yapacağımıza eminiz. 23 yıllık hapis hayatı en az 23 yüzyıl ışık saçsın.”
sözleriyle  Bektaş’a ödül verme gerekçesini ve hassasiyeti kamuoyuna duyurdu.

5 Mart 2011

2010 Ödül Şiir Cemal Süreye

Cemal Süreya

anılıyor

Kültür Servisi - Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’nin düzenlediği “Cemal Süreya’yı Anma ve Şiir Ödülleri Töreni” bu akşam saat 19.30’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Ahmet Saraçoğlu, Prof. Dr. Abdullah Uçman, Niyazi Yaşar, Nihat Behram, Ülkü Tamer, Melisa Gürpınar, Hafize Y. Kordel ve Yusuf Çotuksöken’in konuşmacı olarak katılacakları geceye Ömer ve Güneş Özgeç de müzikleriyle eşlik edecekler.

Şiirleri Zafer Diper’in okuyacağı gecenin konuk sanatçısı Gülriz Sururi olacak.

 

Cumhuriyet 08.01.2011

SELAM OLSUN

ÜLKÜ TAMER

Cemal’in Öteki Yanı

Cemal Süreya’nın bir ölüm yıldönümü daha. Kaç yıl oldu, hatırlamak bile istemiyorum. Onun şairliğiyle, yazarlığıyla ilgili yazılar yayımlanacak bu hafta. Ben onun bir başka yanından, dergiciliğinden söz edeyim.

Bir anımı anlatayım önce. Cemal’in ikinci Papirüs dönemi. İlk dönemde yaprak biçiminde çıkarmıştı dergiyi; bir süre sonra da yayınına ara vermişti. Şimdi İstanbul’da daha kalın, daha doyurucu bir dergi hazırlığındaydı. Birlikte kolları sıvadık. Cağaloğlu’nda Eser Han’da küçük bir oda tuttuk. Evlerden getirilen bir-iki eşyayla döşedik. Yazılar hazırlandı. Dizgiye verilecek. Toplam basım gideri 1500 lira. Ceplerde 50 lira ya var ya yok.

Bir gün Edip (Cansever) geldi. Çıkarken yerdeki ufacık, eski püskü bir halıya ilişti gözü. “Bu iyi bir şeye benziyor” dedi. Kapalıçarşı’da ortağı Jak’la bir antikacı dükkânı vardı. Halı da satıyorlardı. “Jak’a söyleyeyim, gelip baksın” dedi.

Yarım saat sonra Jak damladı. Halıya baktı. “Siz bunun üstüne basıyor musunuz?” diye sordu şaşkınlıkla. Halıyı katladı, aldı gitti. Biraz sonra da yardımcıları Hakkı geldi. Elinde 2000 lira. Uzattı: “Halının parası.”

Hayır, ilk sayının parası!

Cemal, “Halıya teşekkür ilanı koyalım dergiye” dedi.

O hafta kolları daha da sıvadık coşkuyla. İlk sayının yazıları basımevine verildi. Bir hafta boyunca gece gündüz çalıştık. Cumartesi akşamı ayakta duracak halimiz yoktu artık.

“Yarın pazar” dedim Cemal’e. “Han kapalı. Akşama kadar yatıp uyuyacağım. Sen de keyfine bak. Pazartesi görüşürüz.”

Ertesi sabah evde gözümü açınca, başucuma annemin bıraktığı Cumhuriyet gazetesini aldım elime. İlk sayfanın altında bir haber: “Cağaloğlu’nda yangın. Eser Han kül oldu.”

Cemal’i aradım hemen. Biraz sonra harap olmuş eşyaların, itfaiye suyuyla şişmiş kitapların arasından yazı dosyalarını ayırmaya çalışıyorduk.

Aydınlık Han’da bir oda bulup oraya taşındık. İkinci Papirüs dönemi, sonuna kadar orada yaşandı.

***

Cemal’in şairliği dergiciliğini ne kadar beslediyse, dergiciliği de “düzyazıcılığı”nı o kadar besledi.

Bir kere, her sayıya bir şairi anlatan temel yazıyı yazması gerekiyordu. Savran bölümüne imzalı-imzasız değinmeler çiziktirmesi gerekiyordu. Bunların “yarına” ertelenmeden hemen gerçekleştirilmesi gerekiyordu.

Bu “gerekiyordu”lar onun “erteleme alışkanlığı”nın önünü kesti. Bir bakıma o alışkanlığı ortadan kaldırdı. Cemal, yazacağı yazılardan söz ederdi daha önce, ama onların çoğunu kâğıda dökmezdi. Papirüs’le birlikte derginin hem başöğretmeni, hem en çalışkan öğrencisi oldu. Özgün yorumlarıyla, onlarca şairi anlatan, şiirlerini irdeleyen önemli yazılar yazdı. Savran bölümündeki canlı notlarıyla günün edebiyat gündemini kovaladı, bazen oluşturdu.

***

Evet, dergicilik Cemal için bir sevda işiydi, bir tutkuydu.

Dergi kapandıktan yıllar sonra, yayınevi yöneticiliği yaptığım dönemde Cemal’i buldum.

“Gel” dedim, “Papirüs’ü yeniden çıkar. Bütün giderleri biz karşılayacağız. Baskıyı, dağıtımı biz sağlayacağız. Derginin hakları yine sende olacak. Kimse hiçbir şeye karışmayacak. Dilediğini yap. Yazılardan sayfa düzenine kadar, ne istiyorsan...”

Kabul etmedi. Çünkü Papirüs’ü kimseyle paylaşmak istemiyordu.

Onu herkesten, her şeyden sakınıyordu.

Cumhuriyet 09.01.2011

Cemal Süreya Şiir Ödülü’ne değer görülen Metin Demirtaş, Süreya’yı ve günümüz şiirini anlattı:

‘Şiir dağlara çekildi’

Cemal Süreya’nın şiirimizde “farklı bir galaksi” olduğunu belirten Demirtaş’a göre günümüzde şiir ötelenmiş durumda: “Sahici şiir ve şair kuytuda. Medyada birtakım ağlak adamlar manzume bile olamayacak örnekleri şiir diye dinletiyor. Kapitalizm insanı tüketim canavarına dönüştürdü ve çevreyi öylesine kirletti ki, şiir kirlenmemek için dağlara çekildi.”

CEREN ÇIPLAK

Cemal Süreya Kültür Derneği tarafından 1991’den beri düzenlenen “Cemal Süreya Şiir Ödülü” bu yıl “Türkülerde Gezer Adları” kitabıyla Metin Demirtaş’a verildi. Kitap, şairin son şiirleri ve şiirleri üzerine yazılan yazılardan oluşuyor.

Ödülünü, “En masum istekleri şiddetle bastırılan, dövülen, sövülen, saçlarından sürüklenen, onurları çiğnenen, içeri tıkılan üniversite gençliğine” adayan Demirtaş’la hem ödülü hem de Cemal Süreya’yı konuştuk:

‘Şiir ötelenmiş durumda’

- 2010 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nden sonra Cemal Süreya Ödülü’nü de aldınız, ödülle ilgili neler söylemek istersiniz?

Bu yıla değin yarışmalara katılamamıştım. Her iki ödül şiirime sunulmuş bir onurdur. Sorumluluk da yüklüyor insana. Yazmak daha çok titizlik istiyor. Çıtayı düşürmeme kaygıları…

- Şiir kitaplarına yüz verilmediği bir dönemde, “Türkülerde Gezer Adları” kitabınızın yayımlandığını vurguluyorsunuz. Bu vurgunun nedeni nedir?

Günümüzde şiir kitabı bastırmak bir sorun. Şiir itilmiş, ötelenmiş durumda. “Sahici şiir ve şair” kuytuda.

Medyada birtakım ağlak adamlar manzume bile olamayacak örnekleri şiir diye dinletiyor. Kapitalizm insanı tüketim canavarına dönüştürdü ve çevreyi öylesine kirletti ki, şiir kirlenmemek için dağlara çekildi.

Şiirimizin Cemal Abisi

- Cemal Süreya ile ilgili anlatabileceğiniz bir anı...

1973’te Yanarca adlı bir dergi çıkaracaktı. (Yanarca’nın Burdur köylerinde kibrite verilen ad olduğunu da belirteyim.) Benden de şiir istedi. Gönderdim. Dönem, 12 Mart dönemi. Şiir şöyle bitiyordu: Çünkü yürüyor umudun ordusu/Umutsuzluğu kurşuna dizerek. “Umutsuzluğu kurşuna dizerek” sözlerini biraz faşizanca buluyordum. Kararsızdım. Ardından bir mektupla bu rahatsızlığımı ve o dizenin “Umutsuzluğu umutla yenerek” biçiminde değiştirilmesini bildirdim. Yanarca çıkamadı ve şiirimi bir notla geri gönderdi: “Dizenin ilk biçimi daha iyi. Yine de sen bilirsin.”

Cemal Süreya eline aldığı şiiri özenle okuyan, irdeleyen ve yetenekli gördüğü gençleri özendiren, gönendiren bir şairdi. Şiirimizin Cemal Abisi. “Fotoğraf” şiiri sevdalandığım bir şiiridir. Süreya’nın da en sevdiği şiiriymiş. Bunu Şadan Gökovalı’dan öğrendim: 1988 Ekim’inde Gökovalı sormuş: “Yangından ilk kurtarılacak şiirin?” Yanıt: “Fotoğraf.”

Güçlü bir çekim merkezi

- Cemal Süreya’nın şiiriniz üzerindeki etkisi nedir peki?

Cemal Süreya şiirimizin anıtlarından biridir. Şiirini nereye bağlayabiliriz bilemiyorum. “Yunus ki Süt Dişleriyle Şiirin”de hem geçmiş obaları hem ustalarını sayar ve dilimizin kaynakları içinde gezdirir bizi. “Gelen giden obayı sevdi” şiirinde yer yer Apollinaire şiirinin esintilerini duyumsarım. Cemal Süreya güçlü bir çekim merkezi, farklı bir galaksi… Derinde yatan, alttan alta işleyen bir ironi, eşsiz dil tatları ve kadın organını incelikle betimleyen “gözüpek bir erotizm” ve zekâ pırıltılarıyla yücelen bir şiir…

Bir ton sözle anlatılacak bir gerçekliği iki dize ile çırpıştırıveren bir ustalık: “Bütün mimarlar yüksek, mühendisler de/Bir sen kaldın alçak mimar ey Sinan Usta/ Jandarma daima nesirde kalacaktır/ Eşkıyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine.” (Sağcı, gerici bir milletvekili Mimar Sinan’a alçak dedi diye Cemal Süreya hakkında dava açmaya kalkışmıştı!) Bir şiirinin adına bakın: “Kişne Kirazı ve Göç Mevsim”

Necatigil ve Külebi’nin şiir bahçesinde çokça gezindim. Şiirimde bu iki şairimizin etkileri vardır. Cemal Süreya şiiri için bunu söyleyemem. Tüm Cumhuriyet dönemi şairleri “şiir öğretmenlerimdir”.

Cemal Süreya’nın 12 Mart’ta söylediği (bugün daha da geçerli) şu iki dizesini Silivri’de yıllardır tutuklu bulunan, tutuklulukları “insanım” diyenin vicdanını kanatan, Cumhuriyet değerlerini savunan yurtsever gazeteci, yazar ve bilim insanlarına armağan ediyorum: “Özgürlüğün geldiği gün/O gün ölmek yasak.”

 

 

 

‘Roman Kahramanları’ dergisi, kadın roman kahramanlarının cinsel özgürlüklerini sorguluyor

Kadın romanda da bağımlı

Kültür Servisi - “Roman Kahramanları” dergisi, 1 Ocak’ta çıkan son sayısında, kadın roman kahramanlarının cinselliklerini özgürce yaşayıp yaşayamadıklarını sorguluyor. Birinci yaşını kutlayan dergi, yeni sayısında çarpıcı bir konuyu işliyor. Dergide yeni açılan “Roman Kahramanları Tartışıyor” bölümünün ilk sorusu şöyle: “Sizce Türkiye’de kadın roman kahramanları cinselliklerini özgürce yaşayabiliyorlar mı?”

Dergi bu soruyu, ağırlıklı olarak kadın yazarlara yöneltmiş. Bu kapsamda görüşlerine yer verilen isimler ise Aslı Tohumcu, Elif Şafak, Feryal Tilmaç, Hande Öğüt, Mine Söğüt ve Tuna Kiremitçi.

Soruya yanıt veren yazarlar, kadın roman kahramanlarının cinselliklerini yaşamakta, kadın yazarların da yazmakta özgür olmadığında hemfikir. Ortaya çıkan bu durum, toplumun yazarlar üzerindeki etkisini gözler önüne sermesi bakımından dikkat çekici.

Aslı Tohumcu, “edebiyatta, tıpkı hayatın kendisinde olduğu gibi, kadınların başrolü kaptıklarının çok ender olduğunu” söylüyor. “Türkiye’de bir kere her şeyden önce kadınlar cinselliğini özgürce yaşamıyor” diye söze başlayan Elif Şafak ise, “Zaman zaman yazılı veya görsel basın sanki kadınlar çok özgürmüş gibi bir hava estirir ama ülkemizin gerçeği bu değil. Ataerkil bir toplumuz. Kadın roman kahramanlarımız ise içinden çıktıkları toplumdan yalıtılmış değiller” diyor.

HEP KÖTÜ ROLLERDE

Feryal Tilmaç, edebiyatta kadınların hep “kötü” rollere “soyundurulduğuna” dikkat çekiyor: “Yazılan karakterlere bakarsak genelde tutkunun esiri olup felakete sürüklenmiş kadınlar görürüz, bedeninin sesine kulak verip rezil rüsva olan kadınlar, yuva yıkan kadınlar, ‘kötü’ yola düşen ‘kötü kadınlar’; yenilerde de her daim cinsel isteğine aşk kılıfı geçirmek durumunda bırakılan, dahası buna kendisi de inandırılmış kadınlar... Öte yanda da fedakârlığı, ezilmişliği, kendini yok saymışlığı ile yüceltilen, erdemli kadınlar var tabii; cinselliklerini bir yana bırakalım, öyle ‘temiz’lerdir ki, handiyse tuvalete bile gitmediklerini düşündürürler.” Tüm bunların karşısında “sahici” ve “içeriden” bir kadın karakter olarak Leyla Erbil’in “Cüce” romanındaki Zenimeyi örnek veriyor.

DAR BİR KAVRAYIŞ

Benzer bir görüşü, Hande Öğüt dile getiriyor: “Erkekler, dilin, kültürün, edebiyatın yaratıcı ve sürdürücü aktörleri olarak eserlerinde kadın cinselliğini, ataerkinin çok boyutlu kuşatılmışlığı içinde, kadını kategorize ederek, son derece dar bir kavrayışla melek/şeytan, bakire/fahişe, metres/eş dikotomileri içinde anlattılar, anlatıyorlar: Âşık olunan, hayal edilen, sessiz, suskun tek boyutlu kadınlar, trajik sonlar…”

Kadınlar tarafından yazılan romanlarda da, cinsel özgürlüğünü dilediği gibi, sorunsuz yaşayan bir kadın kahramana rastlamanın zor olduğunu belirten Öğüt, şöyle devam ediyor:

“Kadına ve kadın cinselliğine dair tabular yüzünden cinselliği konu alan kitaplar, toplum ahlakını tehdit ettiği gerekçesiyle yasaklanır, Sevgi Soysal; ‘Yürümek’, Pınar Kür; ‘Bitmeyen Aşk’ gibi. Ya da cinsellikle ilgili yazdıkları şeyleri mutlaka deneyimledikleri düşünüldüğü için kadınlar ahlaksızlıkla suçlanır. Adalet Ağaoğlu’nun, bir kadının erotik rüyalarını yazdığında başına neler geldi biliyoruz...”

 

Cumhuriyet 08.01.2011

AHLAKİ CESARET

Mine Söğüt ise şöyle dile getiriyor düşüncelerini: “Bizimki gibi Müslüman bir toplumda, kadın yazar bile kahramanını yaratırken cinsellikle ilgili bir kapıyı aralamaya kalktığında, yazarlığından önce kadınlığının sorgulanacağı ve yazdıklarıyla kendi özel hayatı arasında paralellikler kurulacağı önbilgisiyle masanın başına oturur. Ve yaratıcılık sürecinde edebi becerisinden ziyade ahlaki cesareti ölçüsünde özgür olur.”

Dosyanın tek erkek yazarı, Tuna Kiremitçi ise Nabokov’dan alıntı yaparak özetliyor düşüncelerini:

“Nabokov’un dediği gibi, romanda asıl hadise kahramanlar arasında değil, romanı yazanla okuyan arasında geçiyor. Bu nedenle, roman kahramanının cinsel özgürlüğü yazarın aklının ne kadar özgür olduğundan ayrı ele alınamaz. Öteden beri Türkiye’nin temel meselelerinden birinin kadın-erkek ilişkilerinin normalleşmemesi olduğunu düşünmüşümdür. Bu nedenle kadınlar, erkekler ve eşcinseller cinselliklerini özgürce yaşayamıyor ve cinsellik karşımızda bir problematik olarak duruyor. Roman kahramanları için de bu geçerli.”

 

 

Cumhuriyet 08.01.2011

Aslı Tohumcu: ‘Hayatta olduğu gibi edebiyatta da kadınların başrolü kapmaları çok ender.’

Elif Şafak: ‘Kadın roman kahramanı da cinselliğini tam olarak yaşayamıyor.’

Feryal Tilmaç: ‘Edebiyatta kadınlar hep kötü rollere soyunduruluyor.’

Hande Öğüt: ‘Cinsel özgürlüğünü dilediği gibi yaşayan kadın kahramana rastlamak zor.’

Mine Söğüt: ‘Bizimki gibi Müslüman bir toplumda, kadın yazar bile yazarlığından önce kadınlığının sorgulanacağı önbilgisiyle masanın başına oturur.’

Tuna Kiremitçi: ‘Roman kahramanının cinsel özgürlüğü yazarın aklının ne kadar özgür olduğundan ayrı ele alınamaz.’

 

 

 

Cumhuriyet 08.01.2011

İSPANYOL EL PAIS GAZETESİNE KONUŞAN ŞÜKRAN MORAL

‘Kaçmak zorunda kaldım’

MADRİD (ANKA) - İstanbul’daki lezbiyen temalı performansıyla tartışma yaratan Şükran Moral, “ölüm tehditleri” aldıktan sonra gittiği İtalya’dan İspanyol El Pais gazetesine yaptığı açıklamada korktuğunu söyledi.

Moral, gazeteye verdiği demeçte, “Türkiye’de yeni fikirlere hazır olmayan çok insan var. Her zaman kışkırtmaya çalıştım, ancak 20 yıllık kariyerimde ilk defa çalışmalarım nedeniyle kaçmak zorunda kaldım. Korkuyorum, ama özellikle çalışmalarımı bitirememekten. Türkiye’de reaksiyonların ne olacağını tahmin etmeniz mümkün değil. Geçen yıl, vajinası açık ve kanla dolu bir kadının fotoğrafını sergiledim ve hiçbir şey olmadı. Toplum tarafından unutulan insanları sergilemek için çalışıyorum, eşcinseller, deliler, özellikle kadınlar. Bir çeşit sahne tilkisiyim” dedi.

Gazete, “Lezbiyen temalı performansı, hoşgörüsüzlerin saldırılarını provoke etti” dediği Moral’ın, performansın ardından gelen “ölüm tehditleri” nedeniyle Türkiye’den İtalya’ya kaçtığını da yazdı.

 

60
0
0
Yorum Yaz