Eğitimci-Yazar Hasan Kıyafet, ‘Devrim Hamalı’ dediği

29/12/2007 · Kategori: Egitim

29/12/2007
Yılmaz Elmas için
Hasan Kıyafet
Eğitimci-Yazar Hasan Kıyafet, ‘Devrim Hamalı’ dediği arkadaşı Yılmaz Elmas’ı anlattı
Samsun deyince akla gelecek birkaç isimden birisidir Yılmaz Elmas. Mukaddes E. Çelik’in bir kitabının adı “Devrim Hamalı”dır. Yılmaz için bu adı ikirciklenmeden kullanabiliriz. O gerçekten inanmış bir devrimci idi. Koltuğunun altında kitap olmayan bir Yılmaz’ı hiç anımsamıyorum. Arı kadar çalışkandı. Yeni çıkan kitapları izler, bulunamayanları bulur buluşturur ve yerine ulaştırırdı. Belki de sadece derse girdiği sınıfları değil, çevresindeki öğretmenleri de yetiştirmek gibi bir görevi daha olduğunu sanırdı.
Ta 1963’lü yıllardı. Samsun ilericiliğinin simgesi niteliğindeki ÇALTI gazetesinde tanışmıştık. Giderek aynı gazetede ufak tefek yazmaya başladık. Yılmaz, aynı zamanda sabırlı bir araştırmacı idi. Çevresinin, tarihi, doğası, masalları, dil araştırması dahil, çiçek böcek türleri ile bile ilgilenirdi. Kendisi Samsun’a yakın köylerden biri olan Çırakman’dandı. Vezirköprü çevresinde sevilen bir öğretmenlik geçmişinden sonra, Tekeköy ya da kendi köyü olan Çırakman’da öğretmenliğe başlamıştı. Ben Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde görevli idim. Belki de Köy Enstitüsü kökenli oluşumuz bizi tez zamanda yakınlaştırmıştı. Öğretmen dernekleri, sonra sendikaya dönüşen TÖS’te ortak çalışmalarımız oldu. Her ilerici demokratik eylemde karşılaşırdık.
O zamanlar, öğretmenler lise mezunu sayılmazdı. Üniversiteye gidebilmek için de lise mezunu olmak şarttı. Dahası var bizler lisede öğretmendik, fakat lise mezunu sayılmıyorduk. Devlet yoksul köylü çocuklarının önüne böyle haksız bir baraj koymuştu. Lise bitirmek isteyen öğretmen arkadaşlar diğer dersleri veriyorlar fakat yabancı dilde tökezliyorlardı. Yılmazla konuştuk, o, çevre köylerdeki arkadaşlara çaktırmadan bir haber yollayacaktı. Lise bitirmeler için ivedi benim bulunduğum liseye başvuracaklardı. Öyle de yapanlar oldu. Tabii yabancı dil sıfır bizimkilerde. Çünkü okullara ders olarak konmamış. Devletin yaptığı bu haksızlığı biz çapımızda düzeltecektik. Öyle de yaptık. Ben de taban fiat dört buçuk üzerinden beşti. Böylece üniversiteye giden birçok arkadaşımız olmuştu.
Bir de Ertan Saruhan’la Yılmaz’ların tütünde taban fiat meselesi için köylüleri traktörlerle Samsun’a döktüklerini unutamam. Yılmaz örgüt kurma uzmanı idi. Kooperatif falan kuruluşuna yardımcı olurdu. Samsun Oda Tiyatrosu’nun kuruluşunda, Cemalettin Kavaklıgil, Yılmaz ve ben beraber olmuştuk. Oradan Ferdi Akarnur, Şefik Döğen gibi ünlü sanatçılarımız yetişti.

Trajikomik olaylar
Yıllar sonra İstanbul’da rastlantısal yeniden buluşmuştuk. Yetmedi, 12 Mart darbesinden sonra aynı davadan Selimiye Cezaevi’nde de buluştuk. Güya ikimizde Haziran Hareketi adlı bir illegal örgütün azılı üyeleri imişiz. O sıra devletteki öğretmenliğim son bulmuş, Kültür Koleji adlı özel bir okulda öğretmenlik yapıyordum. Yılmaz Elmas’ı Harbiye işkencehanesine almışlar ve çok dövmüşlerdi. Dövmek sözcüğü elbette az kalır, bir parmağını yaşam boyu sakat kalacak biçimde kırmışlardı. Malum isimleri sorarken o da güya benim adımı da vermiş. Vermese de verdireceklerdi ya! Doğal olarak beni de onun yanına götürdüler. Belli öğretmenleri uygun bir yasadışı örgüte sokmak isteyen zihniyet, bize en uygun yer olarak Haziran Hareketi adlı bir illegal örgütü bulmuştu. Ad mad vermek işin bahanesi kuşkusuz. Traji komik olaylar yaşanmasına karşın o örgütün bir türlü bulunamayan illegal dergisini tek kabul etmeye kişi ben imişim. Çünkü gerçekten görmemiştim. Olan oldu giden gitti, yaşayan işkenceciler varsa duysun da rahatlasınlar, diye söylüyorum…
Dönemin askeri savcılarından Metin Yurdabak, bizim dava görülürken salona karşı şöyle namuslu bir itirafta bulunmuştu: İşkence mişkence edebiyatı yapmayın boşuna: Burada işkence gören iki kişi var, birisi Yılmaz Elmas birisi de Hasan Kıyafet’tir diyerek. Kuşkusuz işkence görenler iki kişiyle sınırlı değildi. Fakat işkencenin varlığı böylece devlet tarafından kabul ediliyordu. Burası benim için çok önemlidir. Süreç içinde kendim dahil oradaki anlı şanlı solcuların bile gerçekte sadece kendini solcu sanan iyi niyetli cahiller olduğumuzu anladım. 1974 Ecevit affı yakın olduğu için hepimiz kahramanlaşmıştık. Yerli yersiz mahkemeyle, savcıyla, askerlerle takışıyorduk. Örneğin, beni daha önce yine malum suçla Çorlu Askeri Mahkemesi’nde yargılayan Savcı Metin Yurdabak’ın avukat olan eşi, en az bizim kadar solcu idi. Çünkü birkaç yıl önce beni fahri olarak savunan üç avukattan birisi idi. Hadi açıklayayım suçumu, Çorlu’da, askerliğim sırasında bizim askerlere Amerikalıların tuvaletini temizletmeye karşı çıkışımdı. O zaman bu olay iki dost devletin arasını açarak, komünizme hizmet biçiminde yorumlanmıştı. Avukat tutacak param olmadığı için namuslu üç avukat parasız avukatım olmuştu ve bunlardan birisi Metin Yurdabak’ın eşiydi. Şans bu ya Çorlu Askeri Mahkemesi’nde beratıma katılan Savcı Metin Yurdabak 12 Mart’ta İstanbul’da yine karşıma çıkmıştı. Ya da ben onun karşısına çıkmıştım. Kendimce bir çelişkiden yararlanarak savunmamda onu sıkıştırmak istedim. Sayın savcıyı askerliğim sırasında Atatürkçü, antiemperyalist birisi olarak tanımıştım. Ama şimdi, beni başka biçimde suçlayıp, yargılıyor. Bu bir çelişki değil mi vb… Gel sen bunu o zamanki aklıevvelliği ile bizim yoldaşlarımıza anlat. Sen niye savcıya Atatürkçü dedin? Pekiyi ne diyecektim? Sayın savcının hanımı benim fahri avukatımdı mı diyecektim? Geriye dönüp bakınca solun halen neden bu halde olduğunu anlamamız için bütün bunları anlatıyorum. Bizim o keskinlerimizin hiç birisi bugün piyasada yok. Eğer varsalar, kim bilir nerelerdedirler…? Yıllar sonra bana bunu anlatma fırsatı vererek bizim Yılmaz yine sola hizmet fırsatını sürdürüyor mu ne.
Sosyalistliğin yolumuzu ışıtsın
Yılmaz’ımızı anlatmak öyle kolay iş değil. Bizim kuşağın geriye bakınca anlatacağı yeşil pembe anıları ne yazık ki yoktur. Ömrümüz anlatımı güç bir hengame içinde geçti. Bunu yakınmak için söylemiyorum. Neruda’dan kopya olarak, her şeye karşın yaşadığımı itiraf ediyorum. Ama çok zaiatlar verdik. Nice dal yiğitleri, dünya güzeli kızları vaktinden önce yitirdik. Demek ki bu iş böyle düşe kalka oluyormuş. Sovyetlerdeki yaşananları yeniden okuduğumuzda, bizim şimdilerde yaşadıklarımızı onların 1890’larda daha ileri boyutlarıyla yaşadığını görüyorum. Ve teselli buluyorum kuşkusuz. Biz yine ucuz atlatmışız. Burjuvazi bu kadar hazırlıksız savaşa davet edilir miymiş? Bu kadar kendi halkını tanımazlık olur muymuş? diye. Bu kadar haklı, bu kadar çok olduğumuz halde yenikliğimizi başka nasıl izah edebiliriz ki!..
Toprağın bol olsun Yılmaz’cığım. Bilirim gözün açık gitti ama bu işin çok da uzun sürmeyeceğini bilmelisin. Yaptıkların, dervişcesine inanmış sosyalistliğin, yolumuzu ışıtsın…

İdeal kilonuzu BKİ ile hesaplayın

16/9/2007 · Kategori: Egitim

İdeal kilonuzu BKİ ile hesaplayın

Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Sağlık Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Alphan, günümüzde en geçerli ideal kilo hesaplama yönteminin Beden Kitle İndeksi (BKİ) olduğunu söyledi. Zayıflık ve şişmanlığın enerji dengesizliği sorunları olduğunu belirten Prof. Dr. Alphan, "Beden kitle indeksinizi hesaplayarak ideal ağırlığınızı bulabilirsiniz" dedi. Beden Kitle İndeksi BKİ, vücut ağırlığının, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanıyor.

Kilo başına 30 kalori
Kişilerin enerji gereksiniminin yaşam şekliyle yakından ilgili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emel Alphan, "Günün önemli bölümünü evde veya büroda oturarak geçiren kadınlara yaşlarına göre 1650-1850 kalori yeterliyken, ağır iş yapan kadınlar günde 2600-2850 kalori almak zorundadır. Büyüme sırasında, bebek ve çocukların enerji gereksinimleri büyüklerden daha fazladır. İlk yaşta vücut ağırlığının kilogramı (kg) başına 100 kalori alınması gerekirken, 7-9 yaşında bu 69-78 kalori düzeyine düşer. Yetişkinlikte ise, hafif işler yapan bir kadının kg'ı başına harcaması gereken enerji düzeyi 30-33 kaloridir" diye konuştu.

Enerji dengesi
"İnsanların zayıf veya şişman olmalarının nedeni alınan ile harcanan enerji arasındaki dengesizlikten kaynaklanır" diyen Prof. Dr. Alphan, "Zayıflık ve şişmanlık enerji dengesizliği sorunlarıdır. İnsan harcadığı kadar enerji alırsa, vücut ağırlığını dengede tutar. Alınan enerji harcanan enerjiden çok olursa, fazladan tüketilen besin öğeleri yağa dönüşerek vücutta birikir ve şişmanlık oluşur. BKİ; vücut ağırlığının kilogram olarak, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanır" diye konuştu.

Örnek hesaplama
Kişinin ağırlığı 82 kg,
boyu 1.55 metre olsun.
= 82 / 1.55 x 1.55
= 82 / 2.4025
= 34.13 kg / m

Değerlendirme
- 18.5-24.9 arası Normal
- 25-29.9 arası Fazla kilolu
- 30-39.9 arası Obez (Şişman)
- 40 üzeri İleri derece obez

Bu değerlere göre kişi şişmandır.