25 07 2011

AMASYA GENELGESİNİN 92. YILDÖNÜMÜ

SÖYLEŞİ: ÜNSAL YAVUZ PDF Yazdır E-posta
                                        AMASYA GENELGESİNİN 92. YILDÖNÜMÜ 

 

Amasya Genelgesinin Ulusal Kurtuluş Savaşı sürecindeki yeri ve önemini Ankara Başkent Üniversitesi Devrim Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünsal Yavuzla konuşuyoruz. Ünsal Yavuz aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneğinin Bilim Kurulu üyesidir. ( Elif Çuhadar)

 

E.Ç. -Hocam, Amasya Bildirgesi’nin 92. yıldönümünü kutluyoruz. Hiç kuşkusuz Bildirge, Cumhuriyet Tarihimiz açısından önemli bir kilometre taşını oluşturmaktadır. Hatta başlangıç işaretinin verildiği bir belgedir diyebiliriz. Kimi tarihçilerin vurguladığı gibi bir “İhtilal Bildirgesi“ olarak da değerlendirebiliriz. Bildirgenin hazırlanışı ve içeriğini irdelemeden önce, dilerseniz o günlerdeki ortamı değerlendirelim:

 

Ünsal Yavuz -  Mustafa Kemal Atatürk, ünlü Söylev’inin girişinde genel durumu en çarpıcı biçimde özetlemiştir. I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti imzaladığı (30 Ekim 1918) Mondros Ateşkes Belgesi ile altı yüzyıllık koskoca İmparatorluk siyasi varlık olmaktan çıkmıştır. Vatanın en stratejik noktaları işgal ve halk tutsak edilmiştir. Bu umutsuz durum 10 Ağustos 1920 tarihinde İstanbul Hükümeti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması ile de pekiştirilmiştir.

 

Bu, Sanayi Devrimi’ni tamamlamış Batılı devletlerin yüzyıllardır Osmanlı Devleti’ne karşı yürüttükleri “Doğu Sorunu” adlı açık suikast planını artık çözümledikleri anlamına gelmektedir.

 

E.Ç. -  Tam bu noktada “ Doğu Sorunu”’na açıklık getirir misiniz? Nedir Doğu Sorunu?

 

Ünsal Yavuz -  Özellikle genç kuşakların bilmesi gereken bir konudur bu. Çünkü orta öğretimde, üzerinde yeterince durulmayan bir konu olduğunu, üniversitede karşımıza gelen gençlerin bu konudaki sorulara verdikleri yanıtlardan açıkça görüyoruz. Doğu Sorunu, Osmanlı Türklerinin Rumeli’ye geçerek Avrupa içlerine ilerlemeleri ve Viyana önlerine gelmeleri sonrasında ortaya çıkan ve XIX. yüzyılda uluslararası platformlarda ortaya atılan ve siyasi literatüre Osmanlı Devleti için kullanılan “Hasta Adam” değerlendirmesiyle birlikte giren bir planın ifadesi olmaktadır.  Bu sorunun özü ise barbar diye adlandırdıkları Türkleri önce Avrupa’dan çıkarmak,  sonra da Anadolu’dan geldikleri Orta Asya bozkırlarına püskürtmektir.  Batılı emperyal güçler Sevr Antlaşması ile bunu başardıkları inancındaydılar. Mustafa Kemal Paşa’nın Söylev’inde vurguladığı ”... asırlardır Türklere karşı planlanan ve başarıldığına inanılan suikast ...”  bu idi. Batılılar bu amaçlarına ulaşamadılar. Ulusal boyutta, yokluklar ve sıkıntılar içinde verilen Bağımsızlık Savaşı ile hayalleri kâbusa döndü.  Ancak,  bugün de aynı amaç fakat farklı yöntemlerle üzerimize geldiklerini fırsat kolladıklarını unutmamak gerekir.

 

E.Ç. -  Oldukça ümitsiz bir ortam, Yıldırım Orduları dağıtılmış, Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye Nezareti emrine çekildiği ve Kasım 1918 ortalarında İstanbul’a geldiği burada da boş durmayıp bazı girişimlerde bulunduğu biliniyor.

 

Ünsal Yavuz  –  Doğru. Örneğin Rauf Orbay ile birlikte Minber adlı dergi çıkarıp değişik  adla yazılar yazdığı, halkı ülke sorunları konusunda aydınlatıp bilinçlendirmeye çalıştığı, Tevfik Paşa kabinesine güven oyu verilmemesi için kulis yaptığı,  başarılı olamadığı ancak, bütün bunlardan sonra Anadolu’ya geçmek planları yaptığı, Samsun dolayında çıkan olayları bastırmak için bir görevli arandığında sarayda etkili yakın çevresini devreye sokarak, adını ön plana çıkartarak bu görevin kendisine verilmesini sağladığı hatta görev talimatnamesini neredeyse Harbiye Nezareti’nde kendisinin dikte ettirerek  hazırlattığı anılarda anlatılır. Hatta böyle bir yetki belgesinin kendisine verilişini hayretle karşıladığını Söylev’inde ifade eder.

 

E.Ç. -  Mustafa Kemal Paşa’nın görevlendirilişi, İstanbul’dan Samsun’a gidişi ile birçok iddialar ortaya atıldı. Vahdettin’in O’nu vatanı kurtarmak için görevlendirdiği,  yanına büyük miktarda parasal yardımda bulunduğu hatta Bandırma vapurunun ölçekleri ile ilgili akıl almayacak iddialar ortaya attılar...

 

Ünsal Yavuz– Doğru, malûm çevreler bu konuda kafa karıştırmaya yönelik iddialar ortaya attılar ancak, bunların hiçbirinin doğru olmadığı gerçek belgeler ortaya konularak çürütüldü ve seslerini kestiler hatta O’nu toplumda saygın yerinden indirmek için Çanakkale Savaşlarına kadar işi tırmandırdılar, gülüp geçtik. Bu nedenle biz esas konumuza gelelim isterseniz. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkışını izleyen günlerde bu bölgede olduğu iddia edilen olayları değerlendirerek, bunların çıkış nedenlerini, sorumlularını hazırladığı uzun bir raporla Sadaret makamına (Başbakanlığa) bildirir. 22 Mayıs 1919 tarihini taşıyan bu raporun bir yerinde oldukça çarpıcı bir tümce bulunmaktadır. Kanımca O’nun ileriye dönük planlarını göstermesi açısından önemlidir. O da şudur: ”... ulus bugün yek vücut olup, ulus egemenliği esasını ve Türklüğü hedef seçmiştir...” Şimdi bu raporun Sadaret makamına gönderildiği düşünülerek değerlendirilirse bunun bir baş kaldırışın işaret fişeğini oluşturduğu kolayca anlaşılacaktır. Ayrıca O’nun 30 Mayıs’ta yetki alanı içindeki asker-sivil amirlere gönderdiği "coşkulu mitingler yapılması, yabancı temsilciliklere ve Babıali’ye protesto telgraflarının çekilmesi"  yolunda yayınladığı beyannameler, dikkatlerin üzerine çekilmesinde etkili olacaktır. Örneğin Yzb. Hurst ve Samsun Metropolü Germanos gelişmeleri yakından izlemekte ve Amiral Calthorp’u bilgilendirmektedirler.  Ayrıca Karadeniz Ordusu Komutanı Milne,  gelişmelerden rahatsız olmakta ve İstanbul Hükümetine baskı yapmaktadır. Bütün bu etkiler sonucunda Mustafa Kemal Paşa 8 Haziran’da İstanbul’a geri çağrılmıştır. Ancak, O “..sine-i millette kalacağım...” diyerek  bu çağrıyı reddetmiştir.

 

E.Ç. -  Mustafa Kemal Paşa’nın bundan sonra izlediği plan biliniyor. 25 Mayıs’ta Havza’ya gelir. 13 Haziran’a kadar burada kalır ve aynı gün Amasya’ya geçer…

 

Ünsal Yavuz -  Amasya’da büyük bir coşkuyla karşılanır. Emekli Müftü Abdurrahman Kâmil efendi, camide verdiği vaazlarla halkı örgütler, ülkenin içinde bulunduğu duruma dikkatleri çeker.  Mustafa Kemal Paşa vakit kaybetmeksizin çalışmalara başlar. 18 Haziran’da Edirne Kolordu Komutanı Cafer Tayyar’a çektiği telgraf kendi deyimiyle Amasya Bildirgesi’nin kendisidir.  Yani bildirgeyi kaleme alan bizzat kendisidir. Bu aşamadan sonra iş, formalite olarak diğerlerine imzaya kalmıştır. Nitekim 21-22 Haziran gecesi  Cevat Abbas’ı çağırarak “...Yaz Bakalım!...” der ve dikte ettirir. Ortaya çıkan Amasya Bildirgesi’nin içeriği şöyledir:

 

1) Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

2) İstanbul’daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini

    yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.

3) Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.

4) Ulusun durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip, bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir.

5) Anadolu’nun her yönden güvenli yeri olan Sivas’ta ulusal bir kongrenin

    tez elden toplanması kararlaştırılmıştır.

6) Bunun için bütün illerin her sancağından halkın güvenini kazanmış üç delegenin, olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir. 

7) Her olasılığa karşı, bu iş ulusal bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.

8) Doğu illeri adına 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kurultay toplanacaktır.

 

Bildirgenin analizi yapıldığında şu değerlendirme yapılabilir sanıyorum;

 

a) 1. ve 2. maddeler vatan ve ulusun içinde bulunduğu durumu ele almaktadır.

b) 3. madde bu durumdan çıkabilmek için bir irade olarak ulusu ortaya koymaktadır ki; verilecek eylemin gücünü halktan alacağını yani hukuksal meşruiyeti ifade etmesi açısından önemlidir.

c) 4. maddede bu gücün ulusun temsilcilerinden oluşacak bir Ulusal Kurulda anlamını bulmaktadır.

d) 5. 6. ve 7. maddeler ortamın hassasiyeti nedeniyle izlenmesi gereken taktikler üzerine kuruludur.

e) Bu çalışmaların en kısa zamanda tamamlanıp, ilk kongrenin Sivas’ta toplanması planlanmıştır.

Ancak, bu düşünülen şekilde olmamış ve ilk Kongre Erzurum’da toplanmıştır. Bu da kuşkusuz üzerinde tartışılması gereken ayrı bir konudur.

 

Konuyu bağlarsak,bu açıdan bakıldığında Amasya Bildirgesi’nin yayınlanmasını zorunlu kılan ortam ve Bildirge’nin içeriği vatanın ve ulusun içinde bulunduğu ortam ve koşullar çerçevesinde alınması gereken ivedi önlemleri alması ve stratejiyi çizmesi açısından son derece önemlidir ve o ortam içinde haklılık payı olan girişimlerdir.  Nitekim Bildirge’de yer alan öneriler doğrultusunda Erzurum ve Sivas Kongreleri doğrultusunda oluşturulan Ulusal Heyet (Heyet-i Temsiliye) Meclisin açılışına dek gelişmeleri yürütmüş, sorumluluğu üstlenmiş Meclisin açılmasının ardından seçilmişlere görevi devretmiştir.  Ondan sonrasına Ulus, temsilcileri eliyle sahip çıkmıştır.

 

O gününün koşullarında ulusun haklı davasını savunacak ve bütün dünyaya duyuracak bir kurum yoktu. İstanbul’daki son Osmanlı kırıntısı ekip kendisinin ve Sarayın çevresinin çıkarlarını ön planda tutmuş vatan ve ulusun genel çıkarlarını göz ardı etmişti. Böyle bir ortamda ne yapacağını bilemeyen halkın bir lidere ve davasını savunacak örgütlenmeyi gerçekleştirecek bir oluşuma gereksinimi vardı ve o da Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde gerçekleştirildi.

 

E.Ç. -  Bugün de,  aynı olmamakla birlikte 92 yıl öncesinin koşullarını anımsatacak benzerlikler olduğunu söylemek,  abartılı bir yaklaşım olmayacaktır.

 

Ünsal Yavuz -  O, her zaman tüm kuşakların dikkatini dış ve içerideki düşmanlara çekmiştir. BUGÜN ülkeyi idare edenler bırakınız dış düşmanlarla işbirliğini içeridekilerle de yakın ilişkide bulunmakta ve daha da ötesi Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesinin temel kavramlarının yanı sıra, temel kurumlarını da birer birer hedef alarak zayıflatmakta, ülkeyi kendi kafalarınca artık apaçık bilinen bir başka cumhuriyete doğru adım adım götürmektedirler.  Bunda büyük mesafe aldıkları da ortadadır.

 

E.Ç. –Ama kuşkusuz bugün durum farklı. Artık, ülkenin yazgısına sahip çıkacak kadrolar var ve temsilcileri de Mecliste. Bu çerçevede ne diyorsunuz?

 

Ünsal Yavuz -Bu Cumhuriyetçi kadrolara büyük bir sorumluluk düşmektedir. Olacakların tüm yükünü omuzlarında taşımaktadırlar. Onların yetersiz kalmaları, aymazlık ve sapkınlık içinde Mecliste konuşlanmış gerici ve bölücülerin oyunlarına gelmeleri karşısında Atatürkçü, ulusçu, ulusalcı güçlerin seslerini aynı 92 yıl önce olduğu gibi ortaya çıkarak duyurmaları ve ağırlıklarını ortaya koymaları gerekmektedir ve bu bence son çaredir.

 

E.Ç. -  Bütün bu açıklamalarınız için çok teşekkürler. Görevin artık halka düştüğü anlaşılıyor.

 

< ÖncekiSonraki >
 

 

15
0
0
Yorum Yaz