04 04 2008

Leyla’nın Rengi

Leyla’nın Rengi <Sayı: 82 Nisan 2005> Arzu Çur Siyah çanta, dizme yastık ya da sur. Şehir. Şehla gözlü bir kızdı Leyla ve ağzı kırmızıdan ölüyordu. Kentlerin kendilerine has boyaları vardır, sokaklarına adım atan her yeni çocuk nesliyle birbirine karışan. Çocuklar ona yeni renkler ekleyip, yeni bir şehir kurarlar. Öyle uyumludur ki bu düzende her şey, öyle uyumludur ki renkler bir öncekilere, olan bitenin farkına kimse varmaz. Bazen çocuklar bile. Ama şehir bilir. Yeniden kurulmuş, benimsenmiştir. Bir zamanlar bu şehrin rengi sadece Leyla’ydı. Yedinci yaşımızda, tam da çocukluk hakkımızı kullanıp, sokaklara kendi gökkuşağımızı çizeceğimiz gün girdi hayatımıza ve renkleri avcuna aldı.Başka çocukların gitmeye korktuğu bir mahallede, özlemle baktığı bir evde yaşardı. Bizim mahalleye ulaştığında kıpkırmızı kesilerek canavarlaşan, her yağmurda taşarak evlerimizi sular altında bırakan çay, onun evinin yanından korkuluklarla denetlenmiş, seyredilmesi keyif veren, uysal bir ev hayvanı gibi, berrak bir su halinde akardı. Leyla’nın sokağında, elektrik direklerindeki ampuller hiç patlamazdı. Patlasa da hemencecik değiştirirdi belediye görevlileri. Hançerin sivri ucuyla sapı kadar uzaktık birbirimize, kırılmadıkça yan yana gelemezdik. Bizim sokağımızdan Leyla hiç geçmezdi ama aynı okulda, aynı sınıfta karşılaştık onunla. Çünkü şehre sarı, Leyla’nın teyzesine saç, bizim sınıfımıza da öğretmen olup gelmişti. Leyla’nın teyzesi kentin en pahalı kuaföründe sürmüştü saçlarına o savaş boyasını. Biz kara kafalıların yanında ışıltısıyla göz alan altın bukleleriyle, permalı bir Rapunzeldi o ve inanmış bir eğitici. Öğretmenlerin kendine has sinirliliğine, incecik, damarlı, çocukların kulaklarına epey bir sevdalı ellerini de ekleyip resmi kimliğini tamamladı. Şehrin en kaymak tabakasındandı, bu yüzden hakkı vardı her şeyi bilmeye ve bize de bir bir öğretmeye. Öğrendik: Harfleri, heceleri, mevsimlerin dört, günlerin üç yüz altmış ... Devamı

04 04 2008

Çisenti

Çisenti <Sayı: 82 Nisan 2005> Nezihe Meriç İlkin çevresinde dolanıyor kapalı evinKum yürümüş eşiğe, otlar bitmiş betonun arasındaTozlu camları sarmaşık örtmüşEski bir kundura basamakta yazdan kalmaÇürümüş ip, testi kırığı, otlar otlar.Çarpık bir iskemle duruyor söğütün altındaDostluklar, giysiler, yüzler düşüyor aklına.Biri geliyor arkasında, bir kadın olabilirDönüyor, ne gelen var ne gidenOktay Rifat   –a– Bir AdamYüzü sıkıntılı, elleri cebinde, boyu uzun. İnce ama, zayıf değil. Yapılı. Yokuş yukarı çıkarken, omuzlarını kısıp, kendine yumulmuş. Sanırsın, ne zeytin ağaçları, ne yol boyu açmış beyaz zakkumlar, ne çardaklardan taşan, begonviller var.Kızıl saçları, omuzlarına inen kadın, set üstündeki evin camlarını açarken gördü onu. Önce “Bu da kim” dedi, güneşten yüzünü kırıştırarak. Ayırdında olmadan saçlarını düzeltti, acele geceliğinin yakasını örtmeye çalıştı. Sonunda,“Ha, yukarki yalnız adam bu. Nereden çıktı. Ortalarda yoktu. Hoş ötekiler de yok ya” diye düşündü. Ama baskın olan, yüreğini oynatan düşünce “Hoş Adam” oldu. Adam yokuş yukarı çıkarken, (hani omuzlarını kısıp, kendine yumulmuş) sözcükler, görüntüler, karmakarışık duygular halinde, bir görünüp bir kayboluyordu. Zeytin, mandalina, begonvil, yokuş, deniz, yabancı bir gemi gelmiş, üç gemi mevsim daha açılmadı diye düşünürken, işte bahçe, işte ev. (yolun başında, zeytin ağacının yanındaki o kuş yuvası evin penceresindeki kadının ayırdına bile varmadı) Mavi mavi değildir. Esintinin neresine yüzünü çevireceğini bilemez insan. Esinti ne? Ne ki? Var mı ki? Hani?Evi ot bürümüşse, kepenkler açık değilse, içerlerden konuşma sesleri gelmiyorsa, gülüşmelerle karışık... (o hep gülerdi, bazan, suya, yüksekten boncuklar atılıyormuş gibi tek tek; cup cup cup; bazan pencere camlarında yağmur tıpırtısı; pıttıdı pıttıdı) Bahçede tekir. Daha yavru. Adı, gümüş. Kulaklarını dikmiş kuş yakalama gayretinde; kafa, sanki bir güverc... Devamı

01 04 2008

İLHAN SELÇUK YAZILARI

24.03.2008 10:17 - Bu haber 1001 kişi, Mynet Haber bugün 3.125.913 kişi tarafından okundu. Cumhuriyet'in başyazısı: "İktidar ve yargı"   ANKARA (ANKA)– İlhan Selçuk'un serbest bırakılmasının ardından tüm gözlerin çevrildiği Cumhuriyet gazetesinde bugün “İktidar ve Yargı” başlıklı başyazı yeraldı.   Pazartesi günleri köşe yazısı yazmayan İlhan Selçuk'un yerinde Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın yönetmeni İbrahim Yıldız'ın "Cumhuriyet'in Gücü" başlıklı yazısı yeraldı. Gazetenin manşetinde ise Türkiye Barolar birliği Başkanı Özdemir Özok'un açıklaması "Tehlikeli Hesaplaşma" manşetiyle verildi. Birinci sayfada ise tek sutuna "Cumhuriyet" imzalı, "İktidar ve Yargı..." boşlıklı başyazı yeraldı. “AKP iktidarı yargı bağımsızlığına karşı adeta bir savaş açmıştır” ifadesine yer verilen "imzasız" başyazı şöyle: ”İktidar ve Yargı...Türkiye'de bugün iki dava ülkenin geleceğini belirleyecek kadar önem kazanmış gibidir.Bunlardan biri 'Ergenekon Çetesi' ya da dosyası diye vurgulanıyor, öteki 'Kapatma Davası' diye anılıyor.'Kapatma Davası'nın boyutları, içeriği, yapısı, davalıları bilinmektedir. Çünkü iddianamesi yazılmıştır, yetkili mahkemesine verilmiştir; yargıçların dile getireceği hukuk konuşacaktır; sonucu beklemek gerekir.'Ergenekon Dosyası' ise henüz ilk tahkikat aşamasındadır.Deliller toplanmakta, dava dosyasındaki belgeler üzerinde çalışılmaktadır. Şüpheli ya da zanlıların saptanması süreci yaşanmaktadır; davanın niteliği, içeriği, boyutları, sınırları, sanıkları zamanla kesinleşecektir.Kuşkusuz bu konuda kararı verecek olan görevli savcıdır.Gerçekte yasalarımıza göre ilk tahkikat gizlidir, açıklanması yasaktır; ama, medyamız doludizgin siyasal yorumlarla Ergenekon soruşturması üzerine demediğini bırakmamaktadır.xAncak daha da "vahim" bir tablo ortaya çıkmıştır.Demokrasilerde üç erk olduğu biliniyor: Yasama - yürütme - yargı.Yargının tümüyle bağımsız ve tarafsı... Devamı

29 12 2007

Eğitimci-Yazar Hasan Kıyafet, ‘Devrim Hamalı’ dediği

29/12/2007 Yılmaz Elmas için Hasan KıyafetEğitimci-Yazar Hasan Kıyafet, ‘Devrim Hamalı’ dediği arkadaşı Yılmaz Elmas’ı anlattıSamsun deyince akla gelecek birkaç isimden birisidir Yılmaz Elmas. Mukaddes E. Çelik’in bir kitabının adı “Devrim Hamalı”dır. Yılmaz için bu adı ikirciklenmeden kullanabiliriz. O gerçekten inanmış bir devrimci idi. Koltuğunun altında kitap olmayan bir Yılmaz’ı hiç anımsamıyorum. Arı kadar çalışkandı. Yeni çıkan kitapları izler, bulunamayanları bulur buluşturur ve yerine ulaştırırdı. Belki de sadece derse girdiği sınıfları değil, çevresindeki öğretmenleri de yetiştirmek gibi bir görevi daha olduğunu sanırdı. Ta 1963’lü yıllardı. Samsun ilericiliğinin simgesi niteliğindeki ÇALTI gazetesinde tanışmıştık. Giderek aynı gazetede ufak tefek yazmaya başladık. Yılmaz, aynı zamanda sabırlı bir araştırmacı idi. Çevresinin, tarihi, doğası, masalları, dil araştırması dahil, çiçek böcek türleri ile bile ilgilenirdi. Kendisi Samsun’a yakın köylerden biri olan Çırakman’dandı. Vezirköprü çevresinde sevilen bir öğretmenlik geçmişinden sonra, Tekeköy ya da kendi köyü olan Çırakman’da öğretmenliğe başlamıştı. Ben Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde görevli idim. Belki de Köy Enstitüsü kökenli oluşumuz bizi tez zamanda yakınlaştırmıştı. Öğretmen dernekleri, sonra sendikaya dönüşen TÖS’te ortak çalışmalarımız oldu. Her ilerici demokratik eylemde karşılaşırdık. O zamanlar, öğretmenler lise mezunu sayılmazdı. Üniversiteye gidebilmek için de lise mezunu olmak şarttı. Dahası var bizler lisede öğretmendik, fakat lise mezunu sayılmıyorduk. Devlet yoksul köylü çocuklarının önüne böyle haksız bir baraj koymuştu. Lise bitirmek isteyen öğretmen arkadaşlar diğer dersleri veriyorlar fakat yabancı dilde tökezliyorlardı. Yılmazla konuştuk, o, çevre köylerdeki arkadaşlara çaktırmadan bir haber yollayacaktı. Lise bitirmeler için ivedi benim bulunduğum liseye başvuracaklardı. Öyle de yapanlar oldu. Tabii yabancı ... Devamı

29 11 2007

Solun Siyaset Okulu: Yön Hareketi

Solun Siyaset Okulu: Yön HareketiAtatürk'ün ölümünden sonra İnönü Atatürkçülüğü ile birlikte Türkiye Batı yolculuğuna tekrar başlamıştı. Tam bağımsızlık bir kenara itilmiş, öze dönüş çabaları çoktan unutulmuştu.1939 yılında Fransa ve İngiltere ile üçlü ittifak anlaşması imzalanıyordu. Türkiye iktisadi olarak adım adım Batıya bağlı hale gelirken emperyalizm Türkiye'yi sömürge haline getirmek için gerekli gördüğü siyasi yapıyı oluşturmaya çalışıyordu. 1946 yılında çok partili sisteme geçiş bu çabaların sonucuydu. 1947 yılında hem IMF'ye üye olunuyor hem de Amerika ile askeri yardım anlaşması imzalanıyordu. 1950 yılında çok partili "demokratik" düzen ilk meyvesini verdi: Seçimlerin galibi Demokrat Parti idi. Türkiye artık Batıya adım adım değil koşar adım ilerliyordu. 1952 yılında NATO üyesi oluyordu.1950'li yılların sonuna gelindiğinde sistem iflas etmiş halk ve gençliğin gösterdiği duyarlılığı ordu da katılarak yönetime el koymuştu. Bu müdahale Türkiye'nin kısa bir süre nefes almasını sağlamıştı. Bu süre ise bir nefes alımı kadar çabuk geçmiş, sağcı Batıcı kafalar yeniden dümenin başına geçmişti.Türkiye'nin geldiği bu noktada Türk aydını ve ilericisi yönünü ararken 1961 yılında Yön dergisi yayına başladı. Yön dergisinin ilk sayısından yayınlanan Yön Bildirgesi'nin altında çeşitli mesleklerden 1042 kişinin imzası vardı. Bu bildirge ile Atatürk devrimlerine sahip çıkan Yöncüler Türkiye'de ciddi bir muhalefetin başlangıç sinyallerini veriyordu. Yön'ün önemi, yalnızca, milletvekili, öğretim görevlisi, gazeteci, yazar, onlarca aydını etrafına toplamasından veya Türkiye tarihine ilişkin çok geniş incelemeler yapmasından kaynaklanmıyordu. Yön'ün devrimci tarihimizdeki esas önemi o güne kadar ilericilik adına savunulan Batıcı-Tanzimatçı geleneği reddedip yeni bir ilericilik tanımı yapması ve Türkiye'nin içinde bulunduğu gerici sistemden çıkışını antiemperyalist devrimci bir toplumsal dönüşümde ve sosyalizmde görmesidir.Yön Gazetesi... Devamı

23 09 2007

bir karşılaştırmalı edebiyat uygulaması

20/09/2007 bir karşılaştırmalı edebiyat uygulaması Mehmet Öner-[memetoner81@gmail.com] Merhaba sevgili okurlar. Bugün birlikte ilginç bir çalışma yapacağız.Merhaba sevgili okurlar. Bugün birlikte ilginç bir çalışma yapacağız. Yukarıdaki başlıkta da okuduğunuz gibi, bir karşılaştırmalı edebiyat uygulaması... İki ayrı güzide söz yazarının, iki ayrı çalışmasının birbirlerine benzerliklerini, farklarını ve ortak yönlerini ortaya koymaya çalışacağız. Bunlardan ilki ünlü şarkıcı ve söz yazarı Ajdar Anık. Ki sanatçı “Çikita Muz” adlı şarkısıyla geçen yaza damgasını vurmuştu. Diğer konuk ise ortalığı karıştıran “Plan Yapmayın Plan” adlı şarkının söz yazarı Ozan Arif... Bu iki dev eseri, yani “Çikita Muz” ile “Plan Yapmayın Plan” adlı şarkıların sözlerini, biçim ve içerik yönünden analiz etmeye çalışacağız bugün... a- Ana Tema ve Yan Temalar Çikita Muz’un ana teması, her mısrada altı ısrarla çizilen “gurup olalım gurup” sözlerinden de anlaşılacağı üzere “sosyalleşme arzusu”dur. Plan Yapmayın Plan’ın ana teması ise “Bizde varken bu duruş, Emiceniz olsa Bush, Alayınız beş kuruş, Etmez karadeniz’de” dörtlüğünden de anlaşıldığı üzere muallaktır. Dizelerin sonunda geçen duruş, kuruş gibi uyaklı kelimeler, “O duruşa bi vuruş kaç kuruş” biçiminindeki argo tekerlemeyi anımsatmaktadır. b- Biçim Olaraktan Çikita Muz, son derece ahenkli bir uyak yapısına sahip olup, dize sonlarındaki “şurup, turp, şap şup, unutup, gurup, haydut” benzeri sözlerle ahenk zenginleştirilmiştir. Plan Yapmayın Plan’ın uyak yapısı ise “a-a-a-b” biçiminde ilerlemekte olup, son dizeler “bitmez Karadeniz’de; satmaz Karadeniz’de; batmaz Karadeniz’de” şeklinde bitirilerek faşist fikirler, ahenk içinde katakulliye getirilip okura/dinleyiciye yedirilmek istenmektedir. c- İmge Analizi Çikata Muz’da geçen “Şurup gibiyim şurup, turp gibi... Devamı

16 09 2007

İdeal kilonuzu BKİ ile hesaplayın

İdeal kilonuzu BKİ ile hesaplayın Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Sağlık Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Alphan, günümüzde en geçerli ideal kilo hesaplama yönteminin Beden Kitle İndeksi (BKİ) olduğunu söyledi. Zayıflık ve şişmanlığın enerji dengesizliği sorunları olduğunu belirten Prof. Dr. Alphan, "Beden kitle indeksinizi hesaplayarak ideal ağırlığınızı bulabilirsiniz" dedi. Beden Kitle İndeksi BKİ, vücut ağırlığının, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanıyor. Kilo başına 30 kalori Kişilerin enerji gereksiniminin yaşam şekliyle yakından ilgili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emel Alphan, "Günün önemli bölümünü evde veya büroda oturarak geçiren kadınlara yaşlarına göre 1650-1850 kalori yeterliyken, ağır iş yapan kadınlar günde 2600-2850 kalori almak zorundadır. Büyüme sırasında, bebek ve çocukların enerji gereksinimleri büyüklerden daha fazladır. İlk yaşta vücut ağırlığının kilogramı (kg) başına 100 kalori alınması gerekirken, 7-9 yaşında bu 69-78 kalori düzeyine düşer. Yetişkinlikte ise, hafif işler yapan bir kadının kg'ı başına harcaması gereken enerji düzeyi 30-33 kaloridir" diye konuştu. Enerji dengesi "İnsanların zayıf veya şişman olmalarının nedeni alınan ile harcanan enerji arasındaki dengesizlikten kaynaklanır" diyen Prof. Dr. Alphan, "Zayıflık ve şişmanlık enerji dengesizliği sorunlarıdır. İnsan harcadığı kadar enerji alırsa, vücut ağırlığını dengede tutar. Alınan enerji harcanan enerjiden çok olursa, fazladan tüketilen besin öğeleri yağa dönüşerek vücutta birikir ve şişmanlık oluşur. BKİ; vücut ağırlığının kilogram olarak, boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanır" diye konuştu. Örnek hesaplamaKişinin ağırlığı 82 kg, boyu 1.55 metre olsun.= 82 / 1.55 x 1.55 = 82 / 2.4025 = 34.13 kg / mDeğerlendirme - 18.5-24.9 arası Normal - 25-29.9 arası Fazla kilolu - 30-39.9 arası Obez (Şişman) - 40 üzeri İleri derece obez Bu değerlere göre kişi şişmandır.... Devamı

16 09 2007

EBRU DESTAN İKİNCİ ALBÜMÜYLE BİRLİKTE POLEMİKLERE DAMGASINI VURD

EBRU DESTAN İKİNCİ ALBÜMÜYLE BİRLİKTE POLEMİKLERE DAMGASINI VURDU'Gay'lerle çok iyi anlaşıyorum Destan: Ben bakkal müziği yapıyorum ve 'Boy Friend' adlı şarkımı gay arkadaşlara hediye ediyorum! İnsanları cinsel tercihlerine göre değerlendirmem. Çok eşcinsel arkadaşım varMankenlikten şarkıcılığa geçen Ebru Destan, ikinci solo albümü 'Ayrılık Soğuk İklim'i Seyhan Müzik etiketiyle çıkardı... Albümün çıkış ve ilk klip şarkısı ise 'Boy Friend'! Destan, ilk klibini de çektiği bu şarkı için ilginç bir yorum yaparak, yaz aylarının en çok konuşulan polemiklerinden birine göndermede bulunuyor: "Ben bakkal müziği yapıyorum ve 'Boy Friend' adlı şarkımı gay arkadaşlara hediye ediyorum!" Müzikte kendini çok geliştirdiğini belirten Destan, bundan sonra müziğe daha fazla zaman ayıracağının da sinyallerini verdi: "Pop müziğin bana ne kadar çok yakıştığını bu albümde anladım!" * Yeni albümünüzde Taşkın Sabah ile çalışmaya başladınız. Sabah; Petek Dinçöz'den sonra sizinle çalışmaya başladı. Bu bir tesadüf mü? - Kimsenin Taşkın Bey'in üzerinde ipoteği yok... Taşkın Sabah bana inandı, potansiyelimi gördü ve çalışmaya başladık. Ayrıca böyle üstadlar kaybedilmemeli. Bence Taşkın Sabah gibi bir müzisyeni kaybetme aşamasına getirmek kayıptır. Durduk yere o insanı küstüremezsiniz.* Petek Dinçöz için Taşkın Bey'i kaybetmek bir kayıp mıdır? - Taşkın Bey ile çalışan herkes için kayıptır. Onun kaçıp gitmesine neden olacak olayları ortadan kaldırmanız gerekiyor.* Albümünüzde sesinizin Gülşen'e çok benzediğine dair yorumlar aldım. Bu tarz benzetmeler sizi rahatsız eder mi? - Gülşen çok sevdiğim bir yorumcudur. Ona benzetilmek beni rahatsız etmez. Ancak benim ses rengim ruh halime göre çok çabuk değişiyor. Mesela 'Boy Friend' şarkısını bir saatte okudum. Pop müzigin bana çok yakıştığını bu albümle daha iyi anladım.* Bu albümünüzü yazın çıkarmama nedeniniz; çıkan diğer albümlerin yanında farkedilmeme kaygısı mıydı? - Hayır bununla ilg... Devamı

16 09 2007

Adam yiyen kadın

Adam yiyen kadın Kadın bedenine özgü tecrübeleri, anneliği öne çıkararak cinsiyete dayalı kadın kimliğini olumlayan bir kültürde, zina yaparak 'On Emir'in yedincisini çiğner, üç erkekle ilişkisini aynı anda sürdürür kahramanımız 14/09/2007 (60 defa okundu) HANDE ÖĞÜT (E-mektup | Arşivi) Herr Tanrı, Herr Şeytan/ Savulun/ Savulun./ Küllerin arasından/ Doğrulurum kızıl saçlarımla/ Ve çıtır çıtır adam yerim. Ariel'deki meşhur şiiri 'Baba'da, Nazi bir babayla Yahudi bir anne yaratır Sylvia Plath hayalinde. Bir yandan başat bir erkek figürünü özler (ki her kadının bir faşiste âşık olacağını söylemesi bu özlemin yansımasıdır), bir yandan faşist babadan, eril dilden nefret eder. Bu dilemma içinde, şiirin bir yerinde küllerinden doğrulur ve 'çıtır çıtır' adam yemeye koyulur. Yok etmek istediği eril ideoloji ve faşist patriyarkadır şüphesiz. Dilimize çevrilen ilk kitabı Hester Yıkıntılar Arasında'da reddettiği, utandığı geçmişiyle hesaplaşmasını, Nazi sempatizanı yaşlı bir Alman tarihçi ile olan ilişkisinde uğradığı hezimeti okuduğumuz, sorgulama cesaretine ve kendisiyle yüzleşebilme arzusuna hayran kaldığımız Hester, Binnie Kirshenbaum'un ikinci romanı Tedirginliğin Kadınlığı'nda küllerin arasından doğrularak Plath'ın şiirindeki 'adam yiyen kadın' rolüne bürünüyor bu kez de... Columbia Üniversitesi'nde edebiyat dersleri veren, bu kitaplarının yanı sıra On Mermaid Avenue, An Almost Perfect Moment, Pure Poetry, History on a Personal Note adlı eserleri bulunan Kirshenbaum, hegemonik eril ideolojinin beslendiği bir kaynak olarak faşizm ve tüm kuralları, kurumlarıyla fallokratik bir ideoloji olan Nazizmin, sadece Yahudileri ve Almanları değil, dünyanın tüm kadınlarını derinden sarsıp yaraladığını mesele edinen, savaşlar sonrası kuşağının bir yazarı. Eserlerinde yarı otobiyografik kahramanlarının arayışlarını, kısa ve yalın cümleler, ironik diyaloglar, didaktizmden uzak bir sorgulama bilinciyle yansıtan Ki... Devamı

16 09 2007

1961 Anayasası 'Bu elbise bize bol geliyor' diye değişt

1961 Anayasası 'Bu elbise bize bol geliyor' diye değiştirildi Altan Öymen 1982 Anayasası çok daha 'dardı'. 1995'ten itibaren 'geniş'letildi. Ama ilk yazılışındaki bir sürü sakınca giderilemedi. Yeniden yazılması bir ihtiyaç... Ama o ihtiyacın giderilmesi böyle mi olur? 16/09/2007 (1621 kişi okudu) Yeni Anayasa tartışmaları sırasında, ülkemizdeki Anayasa konusunun geçmişini hatırlamakta fayda var. Dün buna katkıda bulunmaya çalıştık. Bugün devam edelim: 1961 Anayasası, Cumhuriyet dönemimizin en demokratik, en çağdaş anayasasıydı. Bir askeri dönem sırasında kurulan Kurucu Meclis tarafından yapıldığı halde, 'sivil' yanı güçlü bir anayasaydı. Dün örneklerinden birini verdik, birçok konudaki düzenlemeler, o Meclis'ten, askerlerin dediği gibi değil, sivillerin dediği gibi çıkmıştır. Dün Radikal yazarı Türker Alkan da, hatırlatıyor: Ülkemizin demokratik bir yapılaşmaya kavuşmasında ve 'demokratik kültürün yavaş yavaş da olsa yayılması'nda, o Anayasa'nın 'sağladığı özgürlük ortamının büyük payı oldu'. Bu pay, belki çok daha büyük olacaktı, eğer o Anayasa başlangıçtaki haliyle daha uzun süre yaşayabilseydi... Öyle olmadı... Zaten ona, içindeki demokratik, laik ve özgürlükçü sistem yüzünden, başlangıçtan beri karşı çıkan muhafazakâr bir muhalefet vardı. 1961 Temmuzu'nda referanduma sunulduğunda, o muhalefet, daha da örgütlendi. Bir 'hayır' propagandası başlattı. Referandum kampanyası sırasında anayasaya 'Hayır' oyu verilmesini istemek yasak değildi ('Hayır'ın fiilen yasaklanması, 1982 Anayasası'nın referandumundadır). 1961'de 'Referandum' sözü Türkiye'de ilk defa kullanıldığı için, halkın büyük kesimince henüz bilinmiyordu. 'Hayır'cılar, yerine göre, bunu da kullanıyorlar, o sözle ilgili çeşitli rivayetler çıkarıyorlardı. Biri hâlâ hatırımdadır. O sırada Kurucu Meclis üyesi olarak ülkenin çeşitli yerlerine gidip Anayasa'nın içeriğini anlatma... Devamı